HOTED Onursal Bşk.- Başdanışman HAKAN HALİT YENİ / Yok Artık Daha Ne Kadar İlerdi Gidebiliriz Ki!!!

Saygıdeğer okurlarımız, bildiğiniz üzere neredeyse iki yıla yakın bir süredir bacasız sanayi diye tabir ettiğimiz turizm sektörü ve bu sektörün tüm bileşenleri bu pandemi belası yüzünden adeta deyim yerindeyse felç oldu desek yeridir. Bu sektörden ekmek yiyen herkes ama herkes tarifi ve telafisi mümkün olmayan derin yaralar aldılar.
Ama özellikle emekçilerimiz ve dar gelirli vatandaşlarımız çok ama çok zor durumda kaldılar. Çünkü onların ne bir ek gelirleri vardı, ne de birikmişleri. Nasıl olsun ki en iyi sezonda bile asgari ücrete talim eden, beş ay çalışıp on iki ay geçinmeye çalışan birinin böyle bir durumda ayakta kalması, perişan olmaması mümkün mü?

İlaveten gün geçmeye görsün ki, yağmur gibi yağan zamlar bir yana dursun, bugün en düşük ev kirası olmuş iki bin Türk lirası. Elektriği, suyu, pazarı, çoluğu çocuğu, yani bırakın günü kurtarmalarını, ayakta durabilmek için en temel ihtiyaçlarını bile, bu şartlar altında karşılamaları mümkün olmadığı gibi, bu süreçte borç üstüne borç edip çırpınıp durdular. Başka bir söylemle çırpındıkça battılar. Öte yandan bizi yönetenler ise sürecin başından bu yana milletin, emekçinin, emeklinin, esnafın neredeyse iki yıldır elinin kolunun bağlı olduğunu, işsiz kaldığını borç üstüne borç ettiğini, ayakta durabilmek için elinde avucunda ne varsa satıp savduğunu bilmiyormuşcasına, temel ihtiyaçlarda tam aksine indirime gidecekleri yerde zam üstüne zam yaptılar. Öte yandan gözü dönmüş fırsatçılarda boş durmuyorlar. Fırsat bu fırsat deyip, her gün yatıp kalkıp etiket değiştiriyorlar.

Kabulü mümkün olmayan, eşi benzeri görülmemiş oranlarda özellikle temel ihtiyaçlar başta olmak üzere, zamlar dur durak bilmeksizin devam ediyor. Kısacası emekçi camiası, asgari ücretin altında emekli maaşı alan emekliler, yani dar gelirli vatandaşlarımızın içine düştüğü durumu anlatmaya kalksak en az on ciltlik bir kitap çıkarırız. Bu ve benzer etkenlere dayalı olarak güçleri tükenen emekçiler turizmi hızla terk ettiler, etmeye de devam ediyorlar. En önemlisi de işverenlerin kendilerine sahip çıkmadığını gören ve sahip çıkılmayacağını anlayan emekçilerimizi maalesef sektöre küstürdük.

Pandeminin faturasını her zaman olduğu gibi yine emekçilerimiz ödedi. Ödedi ödemesine de, bu seferki ödemenin sonuçları, bedeli bir hali ağır oldu. Temmuza kadar, yani kapılar açılıp, turizm hareketlenene kadar emekçisini unutan işverenlerimiz ortalıkta çalıştıracak insan bulamadılar. Kısacası yetişmiş, kalifiye personel kaybımız 2021 sonu itibariyle yüzde 55’lere dayanmış durumda. Herkes ne yapacağını şaşırmış ve her şey kontrolden çıkmış durumda. Eğer elle tutulur, gözle görülür köklü önlemler alınmazsa, önümüzdeki yıllarda çok ama çok daha büyük, ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağımız kesin gibi görünüyor.
Bu sezonda yok artık daha neler diyeceğimiz şeyleri duyduk ve şahit olduk. Ama önce, bir konunun altını özellikle çizelim. Binlerce tesisin yüzde beşlik kısmının iyi olması, iyi hizmetler vermesi, emekçisine sahip çıkıyor olması sektörün içinden çıkılamaz hale gelmiş, kangrene dönmüş sorunlarını çözmeye yetmiyor maalesef. Tam tersine çoğunlukta olan taraf, azınlıkta kalan iyi tarafı yutuyor, yok ediyor. Öncelikle bu yüzde beşlik kısmı, yani turizmciliği layıkıyla yapmaya çalışan kıymetli işverenlerimize, işletmecilerimize teşekkür ediyor ve onları tenzih ettiğimizin altını özellikle çiziyoruz. Dediğim gibi sektörde öyle şeyler duyup, öyle şeylere şahit oluyoruz ki, akıllara durgunluk verecek cinsten şeyler bunlar! Bunlardan bazılarını daha önceki röportajlarımda sık sık
dile getirmiştim. Örneğin işletmecilerin fazla para vererek el altından birbirlerinin elemanlarını araklaması, çalması ve birbirlerine kazık atması gibi ki bunu hala da yapmaya devam ediyorlar. Şimdi bu rezilliklere, anlaşılması zor tuhaf bir iddia daha eklenmiş gibi görünüyor.

Ben ilk duyduğumda tüm samimiyetimle söylüyorum yok artık daha neler dedim! İşte onlardan biri daha… İddia o ki bazı otellerin iş değiştirmeme, iş bırakmama gibi çeşitli gerekçelerle çalışanlarına senet imzalattıklarını duyuyoruz. Yine iddia o ki beş yıldızlı deluxe bir otelin yetkililerinin, emekçilerine yirmi iki (22) bin liralık senetler imzalattıkları, hatta bazılarının daha fazla olduğu iddia ediliyor. Açık konuşayım bu emekçilerin bazıları bana da ulaştılar. Bu yöntemlerin öteden beri nerelerde kimler tarafından ne amaçla kullanıldığına dair, tuhaf ve anlaşılması mümkün olmayan bu senet meselesine iki çift laf edelim. Alınan bir eşya, nesne, gayrimenkul gibi, gözle görülen somut, borçlandırılan tarafa geçmiş bir şey karlılığında yapılan ve hukuki karşılığı olan bir tür sözleşme biçimidir senet. Diğer türlü karşılığını vermeden yapılan, imzalatılan senet, bağlama mecbur bırakma, köleleştirme anlamı taşır. Bu yöntem hukuk literatüründe cebir, bir nevi cebir yolu sınıfı olarak tanımlanıyor. Bu tür yöntemlerin bildiğimiz kadarıyla geçmişten bugüne pavyonlarda, illegal yapılanmalarda ve yer altı dünyasında sıkça başvurulan bir yöntem olduğunu biliyoruz.

Bu yöntemin herkesin anlayabileceği şekliyle açılımı ise, insanları kendilerine borçlandırarak, istedikleri zaman kullanma, çalıştırma, kendilerine mecbur bırakma, bağlama, köleleştirme yöntemi diyorlar bunun adına. Şimdilik çok detaya girmeyeceğim. Ama şu kadarını söyleyeyim eğer turizmi bu hallere düşürdüysek kapılara kilidi vurup, bu sektörü top yekûn kapatıp gidelim. Bacasız sanayi dediğimiz bu sektörde bu yöntemlere başvuracak hale gelmişsek, turizmcilerimiz şapkalarını önlerine koyup, nedenlerini detaylarıyla birlikte ciddi ciddi düşünmeliler. Daha ne kadar ileri gidebiliriz ki? Bu sektöre gönül vermiş biri olarak umarım iddiadan öte geçen bir şey değildir. Bırakın iddiayı, konuşulması bile beni çok ama çok rahatsız etti. Bu gidiş iyi bir gidiş değil benden söylemesi…